Monthly Archives: Nisan 2009

Radyasyon Dağıtıcı Aldım

Cuma günü annemle eczacı fuarına gittik (annem eczacı olur) . Gezdik, eşantiyon ürünleri sömürdük bolca (: . Oradaki bir stand dikkatimi çekti. Büyük bir radyasyon işareti vardı. Yanında da zırh giyinmiş bir adam. Altında da “böyle korunamazsınız” yazıyordu. Gittim inceledim.

Ürün bilgisayarların, telefonların vs. yaydığı insan sağlığına aşırı zararları olan elektromanyetizmayı etkisiz hale getiriyormuş. Adam bana bilgisayar radyoaktivitesine uzun süre maruz kalmanın zararlarını anlattıkça çöktüm. Bende var olan bütün şikayetlere sebebiyet veren şey meğersem buymuş. Bu şikayetlerim dikkat dağınıklığı, uykusuzluk, odaklanamama gibi şeyler. Eğer bilgisayarla çok vakit geçiren biriyseniz mutlaka sizde de en az biri vardır

Sonunda ikna oldum bilgisayar ve elektronik cihazlar için olan çipten bir tane aldım. Bilgisayara yapıştırdım. Aslında bunun kolyeli çeşitleri de varmış ama Türkiye’de yok sanırım. O daha güzel hem dışarıda da korunmuş oluyor insan. Umarım bundan sonra bu şikayetlerim azalır. Tabi ki bilgisayarı azaltmak lazım biraz. Ona uğraşıyorum bakalım yavaş yavaş.

Santralistanbul Haritasız Sergisi

Geçenlerde hayatımdaki en güzel sanat sergisine gittim. Bu Haritasız isimli sergi gazetelerde falan da çıkmıştı görüşsünüzdür. Bilgi Üniversitesi’ne ait olan Santralistanbul’da olan sergi izleyicileri sadece eserleri incelemekten ziyade, bir katılımcı ve yaratıcı olmaya davet ediyor.

Öncelikle biraz Santralistanbul’dan bahsedeyim. Öyle güzel bir yer ki anlatamam. Küçük bir kasaba gibi. Otel’i var, restorantı var, sergisi var. Genelde yurtdışından gelen akademisyenler burada ağırlanıyormuş. Haritasız isimli sergi de öyle güzel bir şey ki anlatamam. İnsan saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyor. Kısaca özetleyecek olursam teknolojinin sanatla buluşması + bu sanata izleyicilerin de dahil olmasıdır. Her sanat eseri izleyicilerin katkılarıyla çalışmakta

Aklımda kalanlardan örnek vereyim biraz. Örneğin karanlık oda diye bir şey var. Bir odaya giriyoruz. Zifiri karanlık ama karanlığın son noktası. Gözünü açıyosun kapatıyosun aynı. Simsiyah. Gözümüzün karanlığa alışması için yaklaşık olarak 10 dk boyunca o odada kalıyorsunuz (bu süre zarfında gözlerinizin kıymetini ve körlerin çektiği zorlukları anlıyorsunuz) . Sonra içi saf su dolu olan bir büyük tüpe yaklaşıyoruz. Oda hala karanlık tabi. O tüpe ses dalgaları veriyor. Suyun yaydığı sinyallerle karanlığın içinde rengarenk diktörtgenler, ışınlar, şekiller görüyoruz. Ama kesinlikle somut bir şey olarak algılayamıyor insan. Hayal gibi ama herkes aynı şeyi görüyor. Bundan başka son teknoloji ürünü bir robot kol var. Karşısına geçiyoruz. Resmimizi çekiyor ve portremizi çok başarılı bir şekilde çiziyor.

Merak edenler Facebook’daki Santralistanbul albümümü şuradan görebilir (herkese açık) . Sergi 16 Ağustos’a kadar devam ediyor. Gitmenizi tavsiye ederim. İddia ediyorum sizin de uzun süredir yaşadığınız en eğlenceli zamanlar olacak.