Evrim Dinle Örtüşüyor Mu?

Evrim konusu günümüzde bilimle dinin en çok karşı karşıya geldiği konu. Evrim, fanatik ateist kesimin tuttuğu bir fubol takımı gibi olmuş durumda. Bunun yanında evrim hakkında hiçbir fikri olmayıp, evrimden bahseden herkesi dinsizlikle damgalayan insanlar olduğu da bir gerçek.

Bu yazıda evrim teorisini İslam dini açısından incelemeye çalışacağım. Bu yazıda da inceleyeceğim şey canlı türlerinin zamanla evrilip evrilmediği olacak. Çünkü canlıların ortak bir atadan gelmesi fikri islamın reddettiği ve bilimin ispatlamaktan uzak olduğu bir mesele. Ben kendi araştırma ve gözlemlerime göre bu sonucu çıkarttım.( Kendisi araştırmak isteyenler evrimci görüş olarak Richard Dawkins’in , evrim karşıtı görüş olarak Harun Yahya’nın kitaplarını okuyabilir.)

Öncelikle şunu söylemem gerekir. Bilim değişkendir. Bilimin kesin kanun kabul ettiği bir şey ertesi yıl yapılan yeni bir çalışmayla yerle bir olabilir. Bununla beraber din değişken değildir ancak dindar insanların kafaları değişkendir.  Örneğin ortaçağda dünya yuvarlaktır diyen Galileo’yu kafirlikle suçlayıp idam cezasına çarptıran insanlar dini savunuyordu. Bu bağnazlık her dönemde olabiliyor. O yüzden bilim adamlarının kanun dedikleri de, din adamlarının kesin hüküm dedikleri de sorgulanabilir.


Allah’ın Herşeyi Kademe Kademe Yaratması

Allah herşeyi insanların anlaması için kademe kademe yaratmıştır. Büyük patlamadan sonra herşey sadece sıcak bir toz bulutuydu, sonra o toz bulutu soğudu dünya oluştu. Dünya önce sadece sudan oluşuyordu, sonra karalar oluştu. İnsan da hayatına bir sperm olarak başlar, embriyo olur, anne karnında gelişir; bebeklik, gençlik yaşlılık dönemleri geçirir. Bu kademeli gelişim bitkilerde de bütün canlı türlerinde de aynıdır.

Allah evreni, canlılığı bir şekilde yaratmıştır. Bilim bu yaratımın sırlarını araştırır. Bilim ilerledikçe bu sırlar daha çok anlaşılmaktadır. Ancak şu an halen anlayamadığımız bir konu var. Allah canlılığı en mükemmel şekilde mi yarattı, yoksa belirli bir süreçte mükemmelleşiyoruz?

Evrenin sırlarını Allah Kuran’da yazmıştır. Bilim ilerledikçe Kuran’ı daha iyi anlayabiliyoruz (deniz sularının karışmaması, 7 kat gök, elektronların dönüyor olması vs..) O yüzden evrim konusunda da Kuran’a bakmakta fayda var

Kuran’da Evrim İfadeleri

Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Nur – 45 )

Bu ayette sudan kastın ne olduğunu anlamak güç. Burada canlıların vücutlarının büyük bölümünün sudan oluştuğundan bahsediyor olabilir. Evrimci bilim adamları canlılığın sudan başlayıp karaya doğru ilerlediğini savunur. Bu ayet, bir ihtimal ona işaret ediyor olabilir.

Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (23:14)

Burada yaratılışın aşama aşama gerçekleştiğini görebiliriz. İlk olarak canlılığın temelini oluşturan bir hücre yaratılmış, ardından küçük boyutlu organizmalar, ardından omurgalı canlılar gibi.

Ancak bu konuda başı çeken ayet Nur Suresinin 14. ayetidir. Burada açıkça canlılığın belirli aşamalar gözetilerek yaratıldığından bahseder. Ancak bu aşamalar anne karnındaki aşamalar mı yoksa insan ırkının aşamaları mı tartışmalıdır
Diyanet Vakfı
Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.
Edip Yüksel
Oysa sizi evrimler halinde yaratan O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Oysa O, sizi bu aşamaya kadar aşama aşama yaratmıştır.
Süleyman Ateş
‘Oysa O, sizi aşama, aşama yarattı.’
Yaşar Nuri Öztürk
“O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.”

Ancak işin diğer tarafı Kuran’da ve diğer kutsal kitaplarda ilk insan Adem ile Havva olarak belirtilmiştir. Bu insanoğlunun en baştan mükemmel olarak yaratıldığını göstermektedir.

Zaten şu an gerek bulunan fosillerle olsun gerekse bilimsel çalışmalarla olsun evrim teorisinin şu an sadece teoride kalmaktadır. Ancak bu yazıda anlatmak istediğim şu: Din adamları bilimin önünü hiçbir şekilde kesmemelidir. Ateizmin simgesi haline gelen evrim bile yaratım sırlarını aydınlığa çıkartacak şey olabilir. Neyden çekiniyorsunuz ki? Evrim ispatlansa Tanrı’ya inanmayı bırakacak mısınız?

Bilimsel Çalışmaların Önündeki Engeller

*Öncelikli olarak evrimi bilimsellikten uzak, tamamen din düşmanlıkları yüzünden savunan kimseler yüzünden bu konu bilimin konusu olmasının dışına itiliyor. İki tarafın birbirine bu denli düşmanca bakmasının sorumlusu biraz da bu kesimdir. Hürriyet’in sitesinde ara fosillerle ilgili bir haberin altına yapılmış şu yorum beni çok düşündürmüştü:

“hahah gördünüz mü işte evrim doğruymuş.allah falan yok işte din hepsi hurafe bunların.yaşasın komünizm din yıkılacaktır”

Yani evrim hakkındaki bir gelişmeyi hemen “Allah Yok” diye yorumlayıp dine savaş açan bir kesim var. Bunlar bilimin önünü tamamen tıkamaktadır. Aynı şeyi maalesef evrimci bazı bilimadamları da yapmaktadır. Evrim konusunu objektif biçimde inceleyen bilimadamlarına kesinlikle sözüm yok. Fakat Richard Dawkins gibi insanlar tamamen din düşmanlıkları yüzünden evrim konusunu takım tutar gibi körü körüne destekliyor.

*Diğer taraftan evrimi sadece Allahsızlık olarak gören aşırı yobaz bir kesim var. Evrim kelimesine dahi tahammülleri yok. Bu kesim de bilimin önünü tamamen kapatmakta.

Yazıyı bitirirken Hz.Muhammed(s.a.v)’in şu hadisini göstermek istiyorum

“Ya ilmi öğreten, ya ilmi öğrenen, ya ilmi dinleyen, ya da en azından ilmi seven ol. Beşincisi olma(bunların dışında kalma) Helak olursun”

İnşallah bu evrim olayı gerek bilimadamlarının çalışmalarıyla gerekse din alimlerinin çalışmalarıyla açığa kavuşur

16 Responses to Evrim Dinle Örtüşüyor Mu?

  1. İbrahim diyor ki:

    Gerçekten farklı düşünceler var, kimisi ilgili olduğunu sonuna kadar savunurken, diğerleri de ilgisi olmadığını düşünüyor. Ama verilen örnekler hiç fena değil

  2. abt diyor ki:

    zaten evrenin tesadüfler sonucu meydana gelmesi biraz olanaksız. benim müslümanlıkta ve hristiyanlıkta saçma bulduğum, aklıma yatmayan şeyler var ama hiç birşeye inanmadan yaşamak daha mantıksız geliyor.

    ateistlerin inançlarına saygı duyuyorum ama bence deizm ateizme göre 1000 kat daha mantıklıdır.

    tanrıyada inanmıyorsan alternatif bişey üretmek zorundasın. benimde tanrı, din çok saçma diye düşündüğüm zamanlar oldu ama hiçbirşeye inanmamak, bigbang’e inanmak daha saçma.

    • Utku Sen diyor ki:

      @abt
      islamda ya da hristiyanlıkta saçma bulduğun şeyler büyük ihtimalle tam olarak anlamadığın şeylerdir

  3. metude diyor ki:

    A’râf 166 : Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık maymunlar olun! dedik.

    Bakara 65 : İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

    Bakara 66 : Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakiler için de bir öğüt vesilesi kıldık.

    Belki Darwin’in bulduğu maymun kemikleri bunlara aittir.

  4. Mutlu diyor ki:

    Sana katkısı olacağını düşündüğüm için bir kaç noktaya değinmek istiyorum:

    * “… O yüzden bilim adamlarının kanun dedikleri de, din adamlarının kesin hüküm dedikleri de sorgulanabilir.”

    böyle düşünmen sevindirici.

    * “Bilimin önünü hiçbir şekilde kesmemeliyiz. Ateizmin simgesi haline gelen evrim bile yaratım sırlarını aydınlığa çıkartacak şey olabilir. O yüzden bilimsel çalışmalar rahat bırakılmalıdır.”

    “Bilimin önünü hiç bir şekilde kesmemeliyiz” sözlerini (burada evrim için) sadece yaratım sırlarını aydınlığa çıkartabilme ihtimali için söylüyorsan bu hiç doğru olmaz. Dine ya da başka bir amaca hizmet etmezse bilimin ya da özgür düşüncenin önünü kesebilir miyiz? Hiç bir şekilde kesmemeliyiz diyorsan buna gerekçe olarak “belki yaratım sırlarını aydınlığa çıkarır” gibi bir şey öne sürmemelisin. Özgürlük özgürlüktür, herhangi bir gerekçeye ihtiyaç var mı? Evet, “bilimsel çalışmalar rahat bırakılmalıdır” ama o yüzden ya da bu yüzden değil. Anlayacağını düşünüyorum.

    * “…İki tarafın birbirine bu denli düşmanca bakmasının sorumlusu bu kesimdir.”

    Böyle düşünmene saygım sonsuz ancak bence böyle düşünerek ilerleyemeyiz. Hangi taraf olduğunun hiç bir önemi yok, bir tarafı bir şeyin sorumlusu ya da suçlusu ilan edersek, insanları “taraf”laştırmaya devam edersek diyalog ortamını ortadan kaldırırız. Ne farkımız kalır o ötekileştirenlerden?!

    “hahah gördünüz mü işte evrim doğruymuş.allah falan yok işte din hepsi hurafe bunların.yaşasın komünizm din yıkılacaktır”

    “Bu yorum beni çok düşündürdü” diyorsun ya, bunun gibi binlerce yorum var. Ama unutmaki seni tam tersi yönde düşündürecek de binlerce yorum var. Tutup aradan böyle bir yorumu cımbızlamak bir “taraf”ı hedef göstermek değil de ne! Yorumda yazılanların ipe sapa gelir bir tarafı var mı? Saçma sapan olduğunu biliyorsun, dikkate almaya gerek olmadığını biliyorsun ama yine de tutup yazıyorsan hedef gösteriyorsun, kışkırtıyorsun demektir. Bu çözüm arayışı değil, objektif değil.

    İki karşıt düşünce karşılaştırılıyorsa herhangi biri kayırılmamalı, her ikisine de aynı önem verilmeli. Örneğin birine üç paragraf ayrılıp, diğeri 2 cümleyle geçiştirilmemeli. Tabi objektif olmak gibi bir dert varsa.

    Richard Dawkins Adnan Oktar’la yüzleşmekten çocukça bahanelerle kaçıyorsa bu onun ve savunduğu düşüncenin sağlamlığı hakkında bize bir fikir verir. Burada yazılanlara göre çekindiği bir şeyler var gibi görünüyor. Ama kalkıp da “Bu adamın maalesef bilimle hiçbir alakası bulunmamaktadır.” demeni doğru bulmuyorum. Bahsettiğin adam Oxford Üniversitesinde profesör! Saygısızlık etmemek gerekir. Ne olursa olsun…

    Yazmaya devam, iyi gidiyorsun…

    • Utku Sen diyor ki:

      Her yazar sonuçta kendi düşüncesini olaya katmak zorundadır.Benim düşüncem bu yönde eğer katılmıyorsan sende aksini kanıtlayan bir tez öne sürersin benimki geçersiz olur.Böyle düşünmen yanlış demen yanlış esas.Kime göre neye göre yanlış.Richard Dawkins’in bilimle bir ilgisi bulunmadığının da arkasındayım.Çünkü pek çok videosunu izledim.Maalesef Oxford bitiren herkes süpermen olarak çıkmıyor.Adam sadece din düşmanlığı yüzünden evrimi savunuyor

  5. mert gucel diyor ki:

    İnsanı Allah yaratmıştır ve Evrim teorisi bir yalandır. Adı üzerinde teori ve bugüne kadar ispatlanamadı. Bugün yeryüzünün çeşitli katmanlarından çıkmış 250 milyon fosil olduğunu biliyoruz. Ve hepsi bugünkü anlı halleriyle tıpatıp aynı özelliklerde. Yani ilk yaratıldıkları andan itibaren değişmemişler. Eğer evrim olsaydı, arageçiş özellikleri taşıyan canlıların fosilleri ourdu elimizde. Tek bir tane bile yok. Zaten bulunsaydı evrimciler yeri yerinden oynatırdı. Onların yaptıkları sadece göz boyayarak insanları aldatma. Şöyle bir örnek vereyim. Evrimciler tek bir diş bulurlar. Derlerki bu diş yarı insan yarı maymun özellikleri taşıyor. Bu dişten Yola çıkarak öyle çizimler yaparlaarki, yarı maymun yarı insan canlılar, çoluu çocuğuyla dolaşıyor. İnsanlara da derlerki işte bunlar sizin atanız. Unutmayın tek bir diş. İşte evrim böyle bir aldatmacadır. Ortaya atılış sebebi, insanları dinsizleştirmektir. Tesadüfle birşeyin varolduğuna inanan, orada Allah’ın yaratması olmadğını düşünen bir insan dindar olamaz. Allah herşeyi yaratan tek güç sahibidir.

  6. Enes İLHAN diyor ki:

    Utku kardeşim ellerine sağlık gerçekten süper bir makale olmuş yazdıkların.Ben her ne kadar ‘Mutlu’ kardeşin senin yazdıklarına objektif demese de senin yazdıklarını ben objektif olarak değerlendirdim.Çünkü tamamen savunulmuş bir saf yoktur.

    Böyle bilgilendirici yazılar yazman beni sevindirdi ayrıca.Ve ayrıyeten “mert gucel” kardeşimin yazdıklarına da kesinlikle katılıyorum.

  7. Hakan ARIN diyor ki:

    Aslında bu soruna neden olan şey insanların bakış açısı.

    Bir tarafta kendini bilime adadığını zanneden ve her bulduğunun kesin doğru olduğuna inanan kesim. Bu insanlar okullarda bile evrimin zorunlu olarak okutulması gerektiğine inanır ve aksini kesinlikle kabul etmezler. Halbuki evrim bir teoridir. Peki bir bilim insanı bir teoriyi nasıl olur da insanların kabul etmeleri gereken bir ön şart gibi öne sürer.

    Diğer tarafta ise kendini dine adadığını zanneden bir kesim var. Bu kesimde sanki dindeki hükümlerin, ayetlerin ve hadislerin yorumlarını en iyi kendileri biliyormuş gibi davranır ve evrim diye bir şey yok derler ve olmasının mümkün bile olmadığını bunu söyleyenin dinsiz olduğunu söylerler.

    Benim, yaklaşım açısından bu kesimin içinde olduğuna inandığım insanlardan biride Yaşar Nuri’dir. Zira konuşmalarını biraz dinlediyseniz sanki din adına doğru olan ne varsa sadece kendisinin söyledikleri olduğunu anlarsınız. Bu sebeptendir ki kendi yapmış olduğu kuran mealinde birden fazla anlam içerecek yerlerde kendi düşündüğünü anlamı veya kelimenin aslını parantez içinde yazmak yerine tek bir anlam yazmaktadır.

    Sonuç olarak benim için asıl olan şey Allah’ın emri olan oku’yu uygulamaktır. Kimin ne dediğinden ziyade benim ne yaptığım ve olanlardan ne anladığımdır önemli olan. Eğer ben ne bilime, ne de dine ön yargısız bir biçimde yaklaşıyor isem, Cahillikten kurtardığım en büyük canlı yine kendim olurum. :)

  8. tektabanca diyor ki:

    kuran’ı kerim incelendiğinde, yaradılış ile ilgili ayrıntı göremezsiniz. kutsal kitabımıza göre yaradılış suyu ve balçığı işaret eder. bu durum tanımına evrim denen fizyolojik değişim ile ters düşmez. yaradılış sadece protonların yaradılması bile olabilir. zaman ve boyut insana özgüdür. körü körüne darwin düşmanlığı yapmak bizleri aciz gösterir. lütfen bazı tabulardan kurtulalım. yaradılışı sihir gibi algılıyoruz ya da algılanmasına vesile oluyoruz. canlıların, arzulara ihtiyaçlara ve coğrafi şartlara göre değişim göstermesini ve ırkının üst sınıfa yükselmesini allah’ın bir lütfu olarak görmek neden çok sakıncalı olsun. hürmetler..

  9. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    İnsanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Buna kalıtım kanunları, canlılardaki değişmezlik ilkesi, bozmanın kolay yapmanın zor olduĞu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve kurallar engeldir.
    Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluşabilir. Tersinim evrenseldir, kesintisiz bir süreçtir, kanun ve ilkelerin doğal sonucudur.
    Tersinim Teorisi
    ……………………
    LAİKLİK NEDİR? NE DEĞİLDİR?

    Gerçekte çok basit çözümü son derece kolay olan bu konunun yanlış, eksik ve bilim dışı yorumlarla devamlı kaşınarak bir kangren haline getirilmeye çalışıldığını ibret ve endişeyle izlemekteyiz.
    Bilindiği gibi İslam dini Allah yolunda cihada, İla-yı Kelimetullah için çalışmayı emreden ve isteyen bir dindir. Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c) yolunda savaşmayı can ve mal ile cihadı emreden ayetler Hz. Peygamberin bizzat yaptığı mücadele ile bu hususu teşvik eden hadisler bulunmaktadır. Bundan dolayı İslam fetihleri yalnız Allah’ın hükmünü yeryüzünde hakim kılmak ve insanları bu dini tanıtmak için yapılmıştır.
    Yapılmıştır ama insanların zorla İslamlaştırılmaları hedef alınmamıştır. Pek çok ülke fethedilmiş olmalarına rağmen burada yaşayan insanların bazı koşulları yerine getirdikleri takdirde dinlerinde kalmalarına izin verilmiştir. Bu durum Hz. Peygamberin dinde zorlama yoktur hadisiyle en güçlü şekilde ifadesini bulur.
    Bu mantık nice yüzyıllar sonra laiklik olarak gündeme gelecek, dünyada barış ve huzur için olmazsa olmaz ilkelerden birini oluşturacaktır.
    Nice yüzyıllar önce ortaya konulmuş olan laiklik ilkesi günümüzde her ne kadar dinin devlet işlerine karıştırılmaması olarak tanımlanır ise de bireyleri dolaysıyla toplumları derinden ve güçlü bir şekilde etkileyen dinin, toplumların en büyük örgütlenmesi olan devletten soyutlanması doğal devlet kavramıyla uyuşmaz. Bu kuram (dinin devlet işlerine karışmama kuramı) olsa olsa yapay devletlerde söz konusu olabilir. Amacından uzaklaştırılarak bazı ideolojik zorlamalarla, uydurmalarla ortaya konulduğu açıktır.
    İnanç birliği gibi oluşum ve kültürel değerleri görmezlikten gelerek ya da yok sayarak bireysel ve toplumsal özgürlükleri bazı ideolojilerin çizgileriyle sınırlayan, öngördükleri kavramları zorla uygulamaya kalkışan devletlerin uzun ömürlü olmalarının imkânsızlığını tarih çok güzel ve net bir şekilde göstermiştir.
    Dinin devlet işlerine karışmaması tanımının yanlışlığı ve mantıksızlığı açıktır. Çünkü bu doğal bir tanımlama değildir. Bu nedenle laikliği devletin vatandaşları arasındaki farklılıklar konusunda tarafsız kalmasıdır şeklinde tanımlamak ve yorumlamak daha doğru, güzel ve doğal olur.
    Görüleceği gibi bu tanım sadece dinsellikle ilgili zannedilen laiklik kavramını vatandaşlar arasındaki tüm farklılıkları kapsayacak şekilde genişletip, evrenleştirir.
    Devlet laiklik kavramıyla doğal bir oluşum olan bireyler arasındaki farklılıklarda tarafsız kalarak tüm vatandaşlarını çatısı altında toplamayı amaç edinmiştir. Devletin uygulamakla görevli olduğu adalet kavramının olmazsa olmaz gereklerinden olan tarafsızlığa bu ilke sayesinde kavuşur, vatandaşlarına bir başkasının hak ve inançlarına kadar uzanan neredeyse sonsuz denebilecek din, vicdan ve inanç özgürlüğü sağlar.
    Burada tarafsızlık kavramanı ilgisizlik olarak yorumlamamalıdır. Devlet vatandaşlarının gerek bireysel, gerekse toplumsal ihtiyaçlarını en iyi şekilde ve en kısa zamanda karşılamakla da görevlidir. Bu nedenle bireysel ya da toplumsal farklılıklar konusunda ilgisiz kalamaz. Vatandaşlarına sağladığı özgürlükleri kullanma hakkını ve imkânını bütünüyle vermeye çalışır. Bu nedenle dinsel ihtiyaçlar, dinleri yaşama ve uygulama özgürlüğü tam bir tarafsızlıkla devletlerin yakın ilgisi, garantisi, koruması ve desteği altında olmalıdır. Bu ilgi, koruma ve garanti öylesine önemlidir ki hiç bir ideolojik baskı devletlerin bu görevini engelleyememelidir. Aksi halde toplumlar parçalanır. Vatandaşlarının desteğini sağlamayan, sağlayamayan devletlerin ise yaşaması mümkün değildir.
    İnançların farklı oluşu yaşama ve uygulama şekillerinin de farklı olduğu anlamına gelir. Bu farklılıkları koruma, kısıntısız uygulama ve yaşama imkânlarını sağlama devletin laikliği gereği olur. Bu aynı zamanda insan hak ve özgürlüklerinin vazgeçilmeyen ilkelerindendir.
    Bir hukuk sisteminin ayırım yapmadan tüm insanlara uygulanabilir oluşu bu hukuku belirli bir inancın sınırlarından çıkarıp evrenselleştir. İslam hukuku bu evrenselleşmeye güzel bir örnektir. İslam’ın dinde zorlama yoktur ilkesi laiklik kavramının İslam hukukunda var olduğunu ve uygulandığını gösterir. Şüphesiz bu uygulamadaki en büyük görev devlete düşmektedir.
    Devlet görevlerinden en önemlilerinden birisi vatandaşlarına sonsuz sayılabilecek bir inanç ve fikir özgürlüğü sağlamak kadar bu özgürlüğü yaşama imkanlarını ortya koymaktır. Hiç bir insan fikrini, inancını bir başkasına ya da toplumlara zarar vermeme kaydıyla istedikleri gibi ifade etme, yaşama istekleri nedeniyle suçlanamaz. Bu nedenle vatandaşlarının inanç gereklerini yaşama olanaklarını eksiksiz sağlama görevi devletlere aittir.
    Kimi insanlar dinselliği teotik ve kişisel zannederler. Teotiklik ise akıl ve bilim dışılıktır. Bu nedenle toplumsal değildir. Toplumsal düzenlemeler akıl dışı kuramlarla düzenlenemezler. Modern toplumlar teotik olguların dışında tamamen akla, mantığa ve bilime uygun düzenlemelerle kurulmalıdır.
    Bu görüşte olan insanlar toplumların bireylerden oluştuklarını unutmuş görünmektedirler. Bireylerin yaşamlarını derinden etkileyen olguları yok kabul edip, bu olguları toplumlardan nasıl soyutlayabilir siniz?
    Bu mantığın bir var edici iradeyi en baştan ret ve inkâr eden materyalist mantığın ürünü olduğundan şüphe yoktur. Bu gün bu mantık adaletten sanata kadar hemen, hemen tüm alanlarda toplumsal oluşumların kurgulanmasına ve işleyişine güçlü ve derinden etkilemiştir ve etkilemektedir. İnsanlık bu doğa dışı yapay örgütlenmenin oluşturduğu baskıdan bir an önce kurtulup doğallığa kavuşma çabalarının sancılarını çekmektedir.
    İnanç özgürlüğünün sadece sözde kalmayıp işlerliğinin sağlanması görevinin devletlere düştüğünü daha önce yazmıştık. Bu da ateist devletlerin bir öcü olarak takdim ettikleri şeraitin eksiksiz uygulanması anlamına gelir. Gerçektende İslam gibi büyük dinlerin kendine özgü toplumsal düzenleri vardır. İnanç sahipleri de hayatlarını bu düzenler içinde geçirmek isterler. Kimi felsefelerin şiddetle karşı çıkmaları bu gerçeği değiştirmez ayrıca devletleri de doğrudan ilgilendirmez. Bunun nedeni de devletlerin inançlara müdahale edemeyeceğidir.
    Referans aldığımız İslam dinin toplumsal gereksinimlerinden bir kaçından bahsederse şunları yazabiliriz.
    İslam dini her şeyden önce toplumsal eşitliği ve dayanışmayı ön planda tutar. Fark sadece taattadır.
    İslam dini öngördüğü toplumsal eşitlik ve dayanışmayı sağlamak için tüm olanaklarını seferber eder, devlet gelirleri dahil her imkânı kullanır.
    İslam devleti gelir kaynaklarının zekât, humus ve fey olmak üzere üç sınıftan oluştuğu görülür.
    Zekât Müslümanların ilgili yerlerde harcaması için devlete verdikleri vergilerden, humus ve fey ise gayr-i Müslimlerden elde edilen cizye, haraç gibi gelirlerden oluşur.
    Humus, fey, gümrük vergileri gibi gelirler bedir ehli, peygamber efendimizin hanımları gibi istisna tutulan bir kısım dışında Müslümanlar arasında herhangi bir ayırım yapılmadan eşit bir şekilde dağıtılmıştır.
    Bu gelirlerin içinde zekâtın özel bir yerinin ve amacının olduğunu, bu nedenle bu gelirlerin Müslümanlar arasında eşit şekilde dağıtılmadığını görürüz.
    Zekat gelirlerinin nerelere sarf edileceği Kuran ayet ve hadislerle açık bir şekilde belirtilmiştir. Bir bakıma zekâtın toplanması ve belirtilen yerlere dağıtımı diğerleriyle birlikte devlete ait bir görevdir.
    Laik devletler bu görevlerden kimilerini yapıp kimilerini yapmama ya da istedikleri gibi yorumlayıp uygulama hakkına sahip değildirler. Bir bakıma dinsel hukuk laiklik gereği devletleri de bağlar. Devletler hiç bir şekilde vatandaşlarının inançlarını özgürce yaşamasına engel yasalar, kurallar koyamaz. Nice uzun zamandır dinmeyen bir sızı, kapanmayan bir yara olarak ülkemizde güncelliğini koruyan başörtüsü yasağı laik devlet adına tam bir yüz karasıdır.

    Hüdai ÇAKMAK
    Yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

  10. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Merhaba!
    Size tersinim teorisiyle ilgili bir tanıtım yazısı gönderiyorum.Yeni bir başlıkla verilmesin arzu etmekteyim. İlgilenirseniz size yeterli bilgi ve döküman gönderebilirim.
    Saygılar selamlar.
    Hüdai ÇAKMAK
    yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
    ………………………..
    TERSİNİM TEORİSİ TANITIMI
    Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.
    -Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konu-sunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da değildir, rastlantılarla oluşmuştur cevapla-rına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır. Bir teori gerçek olduğu kuv-vetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uygun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter. Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsayımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluştuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsayı-mın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uy-gun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çeliş-mediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.
    Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın tamamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine daya-nır. Bu nedenle bilimin ortaya koyduğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez. Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek olmak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özeldir.
    Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay oldu-ğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri temel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğruluğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çe-kinmez. Bu nedenle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teori-lerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez durumundadır.
    Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
    1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
    2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
    3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
    4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
    5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
    6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar may-munların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır. Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluşmuş olabilir.
    7)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
    8)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
    Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

  11. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    DOĞAL SELEKSİYON MU? DOĞAL ELENME Mİ?

    Charles Darwin ortaya attığı evrim teorisini doğal seleksiyon mekanizmasına bağlamıştır denilebilir. Bu mekanizmaya verdiği önem kitabına; Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon Yoluyla ismi vermesinden de açıkça anlaşılmaktadır.
    Doğal seleksiyon doğal seçme demektir. Doğadaki yaşam mücadelesi içinde, doğal şartlara uygun ve güçlü canlıların ha-yatta kalacağı, diğerlerinin eleneceği varsayımına dayanır. Bu varsayımının doğada canlılar arasında mücadele kadar daya-nışmanın da var olduğu göz önüne alınmadan ortaya atıldığı açıktır.
    Darwin bu konuda Türlerin Kökeninde şunları yazmaktadır.
    -Burada görüyoruz ki insanın bir ırkı yöntemli olarak ge-liştirirken yaptığı gibi tek tek çiftler ayırmanın gereği yoktur. Doğal seçme bütün üstün bireyleri saklayarak ayıracak ve özgürce çaprazlanmaya bırakacaktır ve elverişsiz bütün bi-reyleri yok edecektir.
    ……………
    -Geleceğe şöyle kâhince bir göz atıp diyebiliriz ki her sı-nıfın büyük ve başat gruplarından olan çok yayılmış ve sık rastlanan türler sonunda üstün gelecek ve yeni başat türler türeteceklerdir.
    …………..
    -Doğal seleksiyon ise canlılar arasındaki sadece güçlü-nün yaşam hakkı kazandığı amansız bir yaşam savaşıdır.
    …………….
    -Canlılar devamlı bir yaşam savaşı vermekte, evrimleş-meyi yeterince başaramayan canlılar, başararak üstün du-ruma gelen canlılar tarafından elemine edilirler. Bu nedenle bu gün yaşayan türlerden çok azı nesillerini çok uzak gele-ceğe iletebilecektir.
    Darwin evrim teorisinde doğal seleksiyon mekanizmasını kur-gularken Malthaus’un Nüfus isimli eserinden oldukça etkilenmiş-tir diyebiliriz.
    Malthaus adı geçen kitabında canlıların orantısız olarak ço-ğaldıklarından, Dünyanın belirli bir kapasitesinin olduğundan, canlıların belirli olan bu kapasitesinden yaralanmak için araların-da savaştıklarından, savaşı kazananların ancak yaşama hakkını kazanabildiklerinden bahseder.
    Nitekim Darwin ünlü kitabında:
    -Doğal seçme yaşama savaşının, oda büyük bir hızla ço-ğalmanın sonucudur diye yazmaktan kendini alamamıştır.
    Görüleceği gibi teoriye doğa sadece güçlü olanlara yaşam hakkı tanımakta, zayıf olanları elemine etmekte, bu elemine so-nucunda canlılar zaman içinde güçlenip geliştiği sonuçta evrim-leştiği ön görülmektedir. Bu gelişime insanlarda dahildir.
    Bu seçiş canlıların doğallığından olan yaşama ve üreme gay-retlerinden kaynaklanmaktadır denilebilir. Bu seçişte bilinç söz konusu değildir. Çünkü evrim en baştan bir planlamayı yani bilin-ci ret eder. Fakat pek çok bilim insanı aynı fikirde değildir.

    *******

    Darwin’e göre canlılar hayatları boyunca müthiş bir yaşam mücadelesi içindedirler. Güçlü olanlar yaşar, güçsüz olanlar ise elemine edilir, hayat sahnesinden silinirler.
    Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir geyik sürüsünde zayıf ya da hastalıklı olanlar (hızlı kaçamayanlar) yakalanacak, daha hızlı koşabilen sağlıklı ve güçlü geyikler kurtulacak, dolay-sıyla hayatta kalacaklardır. Böylece zayıflar elenecek, hızlı ve güçlü olanlar yaşamlarını devam edecek, geyik sürüsü hızlı, güç-lü ve sağlıklı bireylerden oluşacak; bu bireyler hızlarını, güçlerini ve sağlıklarını diğer nesillere aktarma fırsatı bulduklarından daha gelişkin (evrimleşmiş) geyik sürüsü ortaya çıkacaktır.
    Burada yakalama işi avcının geyik sürüsü içindeki zayıfları, güçsüzleri, sağlıklarını kaybedenleri diğerlerinden ayırabildiği şeklindedir. Diğer ifade ile avcılar zayıf ve hastalıklı olanları di-ğerlerinden ayırabilmekte, bunları avlayarak sürünün sağlıklı ve güçlü bireylerden oluşmasını sağlamakta, bu yolla doğal seleksi-yonu gerçekleştirmektedirler.
    Bir avcı av sürüsünün içindeki zayıf ya da hastalıklı olanları sağlıklı ve güçlü olanlardan ayırabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap evettir ve doğal bir melekenin sonucudur. Bu meleke hızlı koşma, keskin dişler, sivri pençeler ve bunlara uygun vücut yapı-sı gibi avcılara verilmiş avını daha kolay yakalamasına sağlayan özelliklerden sadece birisidir.
    Böyle bir özelliğin veriliş amacının nedeni de basittir. Böyle bir özellik sayesinde avcılar yaralı, hasta ya da zayıf bireyleri seçip üzerlerine odaklanarak daha kolay avlanmaktadırlar. Şüp-hesiz ki hızlı kaçamayanları hızlı kaçanlara göre avlamak daha kolaydır. Bu derece basit bir gerçeği allayıp pullayarak evrimin en güçlü mekanizmalarından biri olarak göstermek son derece ilginçtir.
    Yukarıda verilen örneği göz önüne aldığımızda avcı tarafın-dan avın seçilerek yani doğal seleksiyon sonucu yakalanmasın-dan çok; hızlı kaçamayan hastalıklı ve zayıfların yakalanıyor ol-ması daha mantıklı ve doğal değil midir?
    Diğer ifade ile avcılar sürüdeki hasta ya da zayıfları kendileri-ne var oluşlarında verilen avlanmalarına kolaylaştıran özel mele-kelerle diğerlerinden seçip ayırabilmekte, hasta ve zayıf olanlar kaçamadıklarından daha kolay yakalanmakta, diğer ifade ile avcı daha kolay avlanmaktadır.
    Görüleceği gibi yakalanma ya da yakalanmama işini bir se-çişten çok kaçıp kaçamama olarak görmek daha doğru ve man-tıklı olacağı kesindir.
    Gerçekte doğal seleksiyonun bilime ve mantığa uygun çok daha akılcı bir açıklaması vardır.
    Tersinim teorisi paralelinde olduğundan evrim teorisi taraftar-ları bunu kabul ederler mi bilemeyiz. Doğruluğu kanıtlanmamış bir varsayıma körü körüne bağlanıp doğru kabul etmenim sonuç-ları önemli değildir. Bu öngörümüzün delilleri canlıların inkâr edi-lemeyen kompleks yapılarıdır.
    Bütün canlılar mükemmel olarak yaratılmışlar, yaşamak ve üremek için gerekli olan bütün mekanizmalar, yaşamsal avantaj-lar kendilerine eksiksiz verilmiştir.
    Fakat zaman yeninin eskimesi gibi canlıları da eskitmekte, zaman içinde ihtiyarlamakta, yaşam avantajları zayıflamakta ve hatta bir kısmını kaybetmektedirler. Dış şartların (mutasyonlar) çeşitliliği, gücü ve zaman tersinim olarak tarif ettiğimiz bu negatif değişimi derinden etkilemektedir. Diğer ifade ile canlılar zaman içinde evrimleşme bir yana sahip oldukları yaşamsal avantajlarını kaybetmekte ya da zayıflatmakta tersinime uğramaktadırlar.
    Örneğin bir canlı yaralanır, bir yerini kırar ya da hastalanırsa yaşam avantajlarının en önemlilerinden bir kısmını yitirmiş olur. Bu arada savunma mekanizmaları zayıflar ya da tamamen kay-bolabilir. Yaşam avantajını kaybeden bir canlının sonu da şu ya da bu yolla ölümü yani yok olma demektir.
    Anlatmaya çalıştığımız doğal seleksiyon yerine koyduğumuz doğal elenme mekanizması Darwin’in görmezlikten geldiği ekolo-jik düzen ile de tam manasıyla örtüşür.
    Doğal seleksiyonun evrime neden olup olmadığı ise bir baş-ka tartışma konusudur ama tüm doğal kanun ve ilkelere uyumlu olan, bu kanun ve ilkelerle desteklenen tersinim varsayımının evrime göre çok daha akılcı ve bilimsel olduğu açıktır.
    Darwin de bu gerçeğin farkındaydı ve Türlerin Kökeni adlı kitabının sonlarında faydalı değişiklikler oluşmadığı sürece doğal seleksiyon hiçbir şey yapamaz demek zorunda kalmış-tır. Her zaman olduğu gibi bu günde rastlantılarla faydalı değişik-liklerin nasıl oluştuğu konusunda evrim teorisi taraftarlarının bir-kaç zayıf varsayım dışında söyleyecek fazla sözleri yoktur.
    Amerikalı ünlü biyokimya uzmanı Michael J. Behe Darwin’in Kara Kutusu adlı kitabında, doğal seleksiyon ile ilgili şunları söy-lemiştir:
    -Eksiltilemez bir biçimde kompleks olan biyolojik bir sis-temin varlığı, Darwin’in evrimine çok güçlü bir tehdit oluştu-racaktır. Çünkü biliyorduk ki, doğal seleksiyon sadece zaten önceden de çalışan sistemleri geçebilir. O halde, eğer bir biyolojik sistem aşama, aşama oluşmamışsa, geriye tek bir alternatif kalıyor demektir. Tek seferde tam ve eksiksiz bir şekilde ortaya çıkmıştır ki, doğal seleksiyonun bunda hiçbir rolü yoktur.
    Gerek teorinin kurucusu Darwin, gerekse günümüzün pek çok bilim adamı doğal seleksiyon mekanizmasının evrimleştirici bir gücü olmadığını bizzat kendileri de itiraf etmişlerdir:
    Bu Konuda Charles Darwin:
    -Teorimle ilgili güçlükler ve itirazlar şöyle sınıflanabilir.
    Doğal Seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yanda, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz?
    Günümüzün önde gelen evrimcilerinden biri olan, jeoloji ve paleoantropoloji profesörü Stephen Jay Gould ise doğal seleksi-yonun evrimleştirici gücü olamayacağını şöyle ifade eder:
    -Eğer evrimin her biri doğal seleksiyon tarafından des-teklenen uzun bir ara aşamalar dizisi içinde ilerlemesi gere-kiyorsa, nasıl yoktan böyle ayrıntılı bir şey elde ediyorsu-nuz?
    Bir kanadın %2′si ile uçamazsınız. Başka bir ifadeyle, sadece (şu an onları gözlemleyemediğimiz için) çok daha ayrıntılı formlarda kullanılabilen yapıların bu başlangıç aşa-malarını doğal seleksiyon nasıl açıklayabiliyor?
    Bu aşamada bir nokta diğerlerinden önde geliyor: baş-langıç evrelerinin çıkmazı. Mivart bu problemi en önemli problem olarak saptadı ve bu bugün hala devam ediyor.
    Yukarıdaki eleştirilerin evrime gönülden inanmış bir bilim in-sanı tarafından yapıldığını dikkat çekeriz. Eleştirmenin bu özelliği 0eleştirileri daha geniş ve derin bir boyutluk kazandırır.

    Hüdai ÇAKMAK
    Yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

  12. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    MUTASYONLAR VE EVRİM

    Mutasyon son günlerde sıkça duyduğumuz fakat anlamını tam olarak bilmediğimiz bir kelimedir. Genelde anlamının tam olarak bilinmemesi, olur olmaz kullanılması bazı yanlış anlamala-ra neden olmaktadır.
    Mutasyon canlıları diğer nesillere aktarılacak bir şekilde etki-leyen etkenlerin tümü demektir. Bilim dünyasına DNA molekülü-nün keşfinden sonra girmiştir.
    Charles Darwin canlılığı her nasılsa ve rastlantılarla canlılık özelliklerini kazanmış bir kimyasal maddeler yığınları olarak gör-mekteydi. Canlılık özellikleri ise beslenme, üreme, dış etkenler-den korunma ve dış etkenlerin faydalı olanlarını seçip biriktire-bilme ve eyleme geçirebilme şeklindeydi. Bunun nedeni ise can-lıların dış etkenlere uyumlu olarak pozitif değişimler gösterebil-mesiydi.
    Darwin’e göre bu özellikler aynı zamanda canlılara sonsuz bir değişim şansı da veriyordu. Bu gün hayranlıkla gözlemlediği-miz milyonlarca canlı türünün tek bir canlı hücresinden oluştuğu varsayımı bu mantığın ürünüdür.
    Johann Gregor Mendel ise yaptığı bilimsel deneyler sonu-cunda canlılardaki değişimin belirli bir sınır içinde kaldığını, tür-lerden türlere geçişin mümkün olmadığını tespit etmişti. Daha sonra bu tespit canlılardaki değişmezlik ilkesi olarak bilim dünya-sına girecektir.
    Mendel bu değişmezliği canlılarda bulunan temel kalıtım bi-rimlerinin (faktörünün) varlığıyla açıklıyordu. Nitekim uzun yıllar sonra DNA makro molekülünün keşfi Mendel’in bu konuda ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.
    DNA makro molekülü canlı yapılarını belirleyen bilgi paketçik-lerinin bulunduğu dev bir kütüphane gibidir.
    Önce DNA sonra canlı yapıları mı yoksa önce canlı yapıları sonra DNA mı oluştu sorusu sık sık gündeme gelmektedir. Bu; tavuk mu yumurtadan, yumurtamı tavuktan çıktı sorusuna ben-zer. Tavuğun (DNA’nın) mükemmel olarak yaratıldığı daha da sonra tavuğun yumurtladığı (DNA bilgilerine uygun olarak canlı yapılarının şekillendiği) bu sorulara verilecek en mantıklı cevap olduğu açıktır.
    Bilgiler şüphesiz ki düzenli sistemlerin sonucudur asla rastlan-tılarla oluşamazlar. Bunun neden ise düzenli sistemlerin bilgi, irade (amacın bilinmesi), güç (enerji), madde ve yeterli zaman bileşkesinin sonucu olmasıdır. Diğer ifade ile bunlardan birinin eksikliği, yetersizliği düzenli sistemlerin oluşmasına engeldir.
    Canlı yapıları basite indirgenemez kompleks sistemlerin bü-tünsel kurgusu olduklarından dış etkenlerden güçlü bir şekilde etkilenirler.
    Canlılar var edilişlerinde ihsan buyrulmuş olan savunma, ko-runma, bağışıklık sistemleriyle yapılarını korumaya çalışırlar.
    Eğer dış etkenler (mutasyonlar) DNA moleküllerindeki gen bilgilerini etkileyip bozuma neden olmuş ise bu bozum diğer ne-sillere de aktarılacak demektir. Bu ise tersinimsel değişimin ana nedenidir.
    Diğer ifade ile (mutasyonları DNA molekülünü etkileyen dış etkenlerin toplamı olarak tarif edersek ve canlılarda klorofil mole-külü gibi dış etkenlerden faydalanma mekanizmaları yok ise) rastlantısal mutasyonların tümü zararlıdır. Canlıların zaman için-de gelişimleri (evrimi) mümkün değildir.
    Görüleceği gibi mutasyonlarla ilgili gerçekler tersinim teorisini doğrular.

    Hüdai ÇAKMAK
    Yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

  13. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Bir yanlış anlamayı düzeltme

    Kimi kardeşlerimiz tersinim teorisini (muhtemelen ifade eksik-liğimizden dolayı) yanlış anlamakta, dolaysıyla yanlış yorumla-maktadır.
    1)-Tersinim, varoluş bir bütün olduğundan canlı cansız her şey için geçerlidir.
    2)-Zaman içinde oluşan tüm değişimler tersinimdir. Hiç bir şey rastlantısal değişimlerle gelişim (evrim) göstermez.
    3)-Tersinimin nedeni enerji girişi ve zamandır.
    4)-Canlılarda ihtiyarlamada bir tersinimdir.
    5)-Kimi tersinimler genetik bilgilere etkileyip diğer nesillere aktarılabilir. Her tersinim bu sonucu oluşturmaz.
    6)-Genetik rahatsızlıklar tedavi edilmez ve dar alanda bırakı-lırsa büyüyebilir.
    7)-Tersinimsel değişimler tür değişimlerine neden olmaz. Ne-siller boyu genetik bilgileri etkileyen tersinime uğramış fakat te-davi edilmemiş insanların maymunlaşacağı varsayımı sadece maymunlar ve insanların aynı filumdan (benzer canlılar grubu) sayılması sonucu bir benzetme amaçlıdır.
    8)-Tersinimsel etkilerin sonuçları uygun yöntemlerle tedavi edilebilir.
    9)-Tersinime uğramış kişilerin sağlıklı çocukları olabilir. Çün-kü bu bir araya dönüş olayıdır.
    Bilgilerinize sunarım.

    Saygılar.

    Hüdai ÇAKMAK
    yazar

  14. faruk diyor ki:

    darwin’in evrim teorisi ne bilimle ne dinle ne akılla ne mantıkla örtüşmemektedir.bir türün başka bir türe dönüşmesiyse kastedilen böyle bir evrim yeryüzünde yoktur.

    ama uzayın genişlemesi iribaşların kurbağa olması, tohumların fidan olması, bir sudan anne karnında hayvan veya insanın doğması buyumesi yaslanması ve uremesiyse boyle bi evrim vardır.
    bu evrimde insanların hiç etkisi yoktur hamile bir kadın rahmindeki et parcasını bir bebek haline kendi dosnuturmemektedir o et parcası veya su kendi kendine insan olmaya karar verip kendi ihtiyaçlarını da karşılamadıgına göre, erkeği-dişiyi ve bunların ihtiyaçlarını bilen büyük bir kudret bu evrimi gerçeklestirmesi lazım.
    akıl izan sahibi herkes bu kudretin varlıgına inanır inanmak zorundadır…
    bunu kabul etmeyen her bir zerreyi tanrı kabul etmesi gerekir ki kendi kendine birşey olmayı isteyip kendini o doğrultuda geliştirsin.

    kendi adıma ben hiç insan olayım kendim şöyle bi şeye benzeyeyim diye dusunup karar verip anne karınında kendimi gelistirerek vs. bugunki faruk olmadım.
    hatta bugun degistrimek istedigim çok seyim var ama değişmiyor mesela saclarımın gur ve uzun olmasını istiyorum ama onlar sanki bana muhaefet eder gibi dokuluyorlar kendimi geliştirip dısardan bir mudahale olmadan saçımı bile çıkartamazken nasıl kendi kendimizi geliştirip maymundan insana dönüşelim ??

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>